Split Fiction oyununa ait görselde ekran ikiye ayrılmış: sol tarafta neon ışıklarla dolu bir şehirde bilim kurgu zırhı giymiş bir kadın, sağ tarafta ise fantastik bir doğada ejderhalar ve büyülü varlıklarla çevrili bir kadın karakter var.
GAME+ PLATFORM - Mayıs 05, 2025

Split Fiction İnceleme: Farklı Dünyalar, Ortak Mücadele!

Hiç beklenmedik bir anda ve bir yerde, mesela The Game Awards’un kendisine ayrılan kısmında Oscar’a alenen küfredebilen, hızını alamayıp kendi oyununu yayımlayan EA’e bile arada giydiren, röportajlarında kendi stüdyosu Hazelight’ı, Uncharted ve The Last of Us serisiyle tanıdığımız Naughty Dog ile kıyaslayanlara, “Bizim toplam bütçemiz, onların kahve giderleri kadar.” diyebilen, filtre kahve sevip sevmediğini bilemediğimiz ama filtresiz konuşmayı çok sevdiğini bildiğimiz biri. Oyun dünyasının “Yakışıklı değil ama sempatik” kontenjanında yer alan, Lübnan asıllı bir İsveçli olmasının da etkisiyle adı, mütemadiyen yanlış anımsanan, Stanley Kubrick’i termos markası zannedenlerin, onun, isim-soy isim kombinasyonunu duyduklarında “Herhâlde rap şarkıcısıdır.” diye fikir beyan edebildikleri biri. Evet, kimden bahsettiğimizi muhtemelen anladın; Josef Fares’ten söz ediyoruz.

Kariyerine bir film yönetmeni olarak başlayan ve yine İsveçli bir oyun stüdyosu Starbreeze’de bulunduğu kısa süre içinde, neredeyse başından sonuna kadar gözyaşları içinde oynayabileceğin Brothers: A Tale of Two Sons ile adından oyun dünyasında da söz ettirmeyi başaran Fares, kurucusu olduğu Hazelight Studios’un geliştirdiği A Way Out ile az önce adını andığımız ünlü yönetmen Stanley Kubrick gibi vizyoner ve otör bir oyun yönetmeni olduğunu kanıtlamaya, “Bu iş, böyle yapılır.” demeye başladı. Hikâyenin gerisini zaten biliyorsun; 2 kişilik online oyunlar PC tarafında büyük ses getirmekle kalmayıp The Game Awards 2021’de “Yılın Oyunu” ödülüyle birlikte daha pek çok ödüle layık görülen It Takes Two’yu bizlerle buluşturan Fares, “Bundan daha iyisi yapılabilir mi?” diye soranlara bu defa Split Fiction ile yanıt verdi. Bize göre mutlaka oynanması gereken oyunlar listesine giriş yapan, hatta laf aramızda bu yılın The Game Awards töreninde de pek çok ödül toplayacağına kesin gözüyle baktığımız Split Fiction’ın ayrıntılarına gel, birlikte göz atalım.

İki Farklı Yazar, İki Farklı Dünya, Tek Kaçış Yolu!

Henüz yaşı genç olan oyunculara bile “Nerede o eski oyunlar azizim!” gibi sözler söyleten ve belirli bir şablon üzerinden oyun geliştirmeyi şiar edinen oyun stüdyolarının aksine her oyununda farklı bir konsept üzerinden ilerleyen, apayrı oyun mekanikleri ve oyun dinamikleri bulunduran -ki bu fark üzerine belki Game+ blog sayfamızda başka yazıda uzun uzun konuşmamız bile gerekebilir- Josef Fares, Brothers: A Tale of Two Sons oyunundaki hüzün bulutlarından ikinci oyunuyla sıyrıldı. İki mahkûmun nefes kesen hapishaneden kaçış macerası olan A Way Out, sinematik anlatımı ve zorunlu eşli oyun vurgusuyla “Hazelight co op oyunlar PC konusunda uzman olacak” dedirtti bize. Tabii, az önce de kendisinden söz ettiğimiz ve boşanmış bir çiftin sıra dışı bir yolculuk vesilesiyle ilişkilerini onarmaya çalıştıkları It Takes Two, Fares’in -dolayısıyla Hazelight’ın- rüşdünü ispat etmesine yetti de arttı bile.

Şimdiyse Fares ve ekibi, tüm bu tecrübeyi ve “Bir oyun asla kendini tekrar etmemeli.” felsefesini alıp Split Fiction ile karşımıza çıkıyor. Bu defa konunun merkezinde biraz bizden, yani yazarlardan izler taşıyan iki karakter var: bilim kurgu evrenlerinin mimarı Mio Hudson ve fantastik diyarların kraliçesi Zoe Foster. Açıkçası birbirine epey zıt kutuplarda duran bu ikili, hazırladıkları eserlerin yayımlanması için bir görüşmeye gidiyorlar. Ancak yayımlanma sürecinin öncesinde kendileri gibi kitaplarının basılması üzerine görüşmeye gelmiş diğer yazarlarla birlikte bir cihaza bağlanarak zihin dünyalarına yolculuk yapmaları isteniyor. Ne var ki işler, hesaplandığı şekilde gitmiyor ve Mio-Zoe ikilisi, oluşturdukları kurgusal dünyalara hapsoluyorlar. Aslına bakarsan işlerin kötüye gideceğini, Half-Life 2’de, City 17’deki dev ekranlarda boy gösteren Dr. Wallace Breen gibi donuk bir ses tonuyla “Makine” hakkında bilgi veren J.D. Rader’ı gördüğümüzde anlamıştık. Oyuna başladığında bize hak vereceğine eminiz.

Split Fiction’ın esas hikâyesi de burada başlıyor. Yapımda Mio’nun bilim kurgu evrenlerinde türlü çeşitli maceralar yaşadıktan sonra bu bölümlerdeki glitch’leri takip ederek sonraki bölüme ulaşman gerekiyor. Tabii sonraki bölüm de Zoe’nin Orta Çağ tandanslı -hatta kendini bazı yerlerde, bir dönemin meşhur ekran kartı benchmark programlarından Unigine Heaven’da gibi hissedebilirsin- maceraları oluyor ve bu durum, dönüşümlü olarak devam ediyor. Tabii hikâyeye dair spoiler vermemek adına konuya dair anlatımı burada sonlandırıyoruz. Dilersen şimdi oyunun mekaniklerinden ve dinamiklerinden biraz söz edelim.

Mekanik Çılgınlığı Sayesinde Split Fiction’dan Asla Sıkılmayacaksın

Çıkışının üzerinden o kadar da fazla zaman geçmemiş olmasına karşın en popüler oyunlar PC arasına adını altın harflerle yazdıran Split Fiction’ın alametifarikası, Hazelight’ın önceki oyunu It Takes Two gibi yerinde duramayan ve oyuncuları “Birazdan ne olacak acaba?” diye merak ettirecek değişken oyun mekanikleri sunması.

Yapımın her bölümü, hatta zaman zaman aynı bölümün farklı anları dahi sana ve arkadaşına, dönüşüm geçiren bir oyun tecrübesi yaşatıyor. Mesela oyunun, Mio zihninden çıkan bilim kurgu dünyalarında fizik tabanlı bulmacalar çözmek için uğraşırken Zoe’nin zihninin ürünü olan fantastik bölümde kum canavarlarından kaçmaya çalışıyor, basit ama eğlenceli bulmacalara denk geliyorsun. Yapım, seni, yeni yetenek, bulmaca türü veya etkileşim yöntemleriyle tanıştırarak “öğren ve uygula” döngüsünü başarılı biçimde uyguluyor. Tamamen eşli oyun olarak tasarlanan ve kendi mekaniklerinin, oyun dinamiği şeklinde değerlendirilebilmesini sağlayan oyunda, biriniz kapıyı açmaya çalışırken diğeriniz o sırada düşmanları alaşağı ediyor. Yine biriniz bir platformu hareket ettirirken diğeriniz aynı platformu kullanarak farklı bir alana çıkmaya çalışıyor. Bu süreçte genellikle bölünmüş ekranda, zaman zaman ise ortak ekranda maceranıza devam etmeniz gerekiyor.

Geliştirici ekip ve tabii ki adını yazı boyunca defalarca andığımız Josef Fares’in oyun tutkusunun bir göstergesi olarak da değerlendirebileceğimiz Split Fiction, sürpriz yumurta ve sayısız göndermeye de sahip. Elbette bu, oyun mekanikleri/dinamiklerinin de çeşitlilik noktasında zirveyi görmesini sağlıyor. Çok fazla sürprizini kaçırmadan birkaç göndermeden bahsetmeden geçmeyelim. Mesela daha oyunun başlarındayken en sevilen Ubisoft oyunları arasında yer alan Prince of Persia: The Sands of Time’a (zamanın kumları denilerek) ve Assassin’s Creed serisinin meşhur “leap of faith”ine eylemsel olarak göndermeler var. Bunlara ek olarak Portal, Metal Gear Solid gibi oyunlara da saygı duruşu niteliğinde müthiş yaklaşımlar ve tematik kullanımlar mevcut. Unutmadan, yazının başlarında dile getirdiğimiz “Oscar’a küfür” meselesi de oyunda kendine yer bulmuş. Neon Revenge bölümünde denk geleceğin radyonun frekansını biraz değiştir, ne demek istediğimizi anlayacaksın.

Sana ve arkadaşına tavsiyemiz, oyunu sindire sindire, bölümlerin her bir köşesinde bulunan ayrıntıları kurcalaya kurcalaya ilerlemeniz yönünde; aksi hâlde göndermelerin yanı sıra “oyun içinde oyun” olarak nitelendirebileceğimiz noktaları pas geçmen-iz- işten bile değil. Zira oyunun akışı çok hızlı ve yapım, oyuncuyu rahat bıraktığı anlarda, oyuncu da hikâyenin akışını bir an evvel görmek adına sonraki adıma geçmek isteyebiliyor. Şayet böyle bir yol izlersen çok şey kaçırmış olursun.

Özgün Sanat Tasarımı ve Unreal Engine 5’in Gücüyle Gözlerin Bayram Edecek

Başladığı gibi biten, görsel anlamda çoğu zaman doğası gereği bir milim bile yerinden oynamayan yapımların aksine Split Fiction, mekanik/dinamik döngüsünün de altını dolduran harikulade bir sanat tasarımıyla hayat bulmuş. Öyle ki oyunun Zoe odaklı kısımlarında fantastik dünyaların el çizimi masal kitaplarından fırlamış gibi duran sahnelerine denk gelmen; Mio odaklı kısımlarda ise Cyberpunk 2077’yi aratmayan neon ışıklı siberpunk şehirlerden steril ama etkileyici uzay gemilerine rastlaman oyunun kendi normali durumunda. Tüm bu zıt estetik anlayışlar arasında kusursuz geçişler olması ise hem oyunun görsel kimliğini hem de geliştirici ekibin yaratıcılığını başarılı şekilde yansıtıyor.

Oyunun bu denli harika ve çeşitlilik arz edecek biçimde görünmesini sağlayansa hiç şüphesiz Unreal Engine 5 oyun motoru. Her ne kadar motorun; Nanite, Lumen ve Metahuman gibi gelişmiş özelliklerine başvurulmamış -oyunun yapısı nedeniyle buna gerek de yok tabii- olmasına rağmen karakter modellemelerinden çevre detaylarına, ışıklandırmalardan görsel efektlere dek her bir husus, oyunun bilim kurgu/fantastik temalar arasındaki geçişin mükemmel olmasına hizmet ediyor. Yapımın işitsel yönünü de hayli başarılı bulduğumuzu ekleyelim. Oyun, seni her an müziğe boğmasa da yerine göre başlayan müzik parçaları, bölümün temasıyla uyum sağlıyor. Bestecilerden biri, The Darkness ve Brothers: A Tale of Two Son gibi birçok oyunun da müziklerini hazırlayan Gustaf Grefberg, diğeriyse Surviving Mars ve Imperator: Rome gibi oyunlardan tanıdığımız Jonatan Järpehag. Müziklerin yanı sıra özellikle bilim kurgu bölümlerindeki patlama, uzay gemisi ve benzeri hacimli seslerin, sağlam bir kulaklık ya da hoparlörle oyunun atmosferini baştan aşağı değiştirebildiğini söylememizde yarar var.

Daha önce pek oyun tecrübesi bulunmayan eşinle, çocuğunla, sevgilinle rahatlıkla oynayabileceğin ve zorluk bakımından her ikinizi de üzmeyecek oyunun görsel ve işitsel ayrıntılardan bahsettikten sonra yapımın, PC platformunda en iyi performansını gösterdiğini belirtelim. Eğer oyunu bilgisayarında oynamayı düşünüyorsan, hiç de mütevazı olmayan sistem gereksinimleri seni bekleniyor. Tabii bulut oyun sayesinde bu hiç ama hiç sorun değil çünkü yapımı, cloud gaming Gameplus aracılığıyla performans sınırlarına takılmadan keyifle deneyimleyebilirsin. Her geçen hafta daha da genişleyen GeForce NOW kitaplığında hem oyunun kendisi hem de arkadaşını davet etmeni ve onun da oyuna ücretsiz şekilde katılmasını sağlayan “Friend’s Pass” sürümü var. Yazımızda adı geçen Half-Life 2’nin tam sürümü ve RTX demo versiyonunu, Assassin’s Creed serisi ve daha nice yapımı, GeForce NOW paketleri arasından kendine uygun olanını edinerek keyifle oynayabilirsin.