Ubisoft logosu, mor zemin ve neon çizgilerle çevrelenmiş, markanın dijital oyun dünyasındaki yerini vurgulayan bir tasarımla öne çıkıyor.
GAME+ PLATFORM - Haziran 04, 2025

Oyun Stüdyoları Serisi #1: Oyun Dünyasında Devrim Yapan Ubisoft’un Sıra Dışı Hikâyesi

ACİL SATILIK: Az kullanılmış, bolca anısı olan, Fransa kırsalında tarihî şato! İçinde birkaç adet bug’lı ama potansiyeli yüksek oyun prototipi ve hayalleri olan beş kardeş bulunur. Tercihen çalışan bir bilgisayar ve birkaç disket oyunla takas düşünülür.

Dur dur, hemen emlak sitelerine koşma! Bu bir ilan değil ama Ubisoft gibi bir oyun devinin ilk, şatodaki geliştirme günlerini hayal edince insanın aklına böyle bir ilan gelmiyor değil. Bugün oynadığın devasa Assassin’s Creed dünyaları, Rayman’in absürt maceraları ya da Far Cry’ın vahşi adaları, bir zamanlar belki de o şatonun taş duvarları arasında filizlenen bir hayaldi. Peki, bu “şatodan bozma” stüdyodan, nasıl oldu da dünya çapında milyonlarca oyuncunun kalbinde taht kuran, en popüler oyunlar PC listelerinden inmeyen Ubisoft oyunları fışkırdı? Nasıl oldu da beş kardeşin “Acaba çiftlik ürünlerinden sonra ne satsak?” diye başlayan macerası, bugün GeForce NOW üzerinden keyifle oynadığımız devasa bir oyun imparatorluğuna dönüştü? Hikâyeyi belki az çok biliyorsundur ama gel sana, pek kimsenin bilmediği detaylar eşliğinde dünden bugüne Ubisoft’un hikâyesini anlatalım.

Traktör Lastiğinden Oyun Disketine: Bir Aile Şirketinin Evrimi

Şu meşhur “Garajda Başlayıp Dünya Devi Olan Şirket” hikâyelerini bilirsin. Ubisoft’un temelleri de biraz öyle ama garaj yerine Fransa’nın Bretonya bölgesindeki bir çiftlik ve traktör lastikleriyle atılıyor desek, pek de yanlış olmaz. Her şey, 1980’lerin başında, Guillemot adında, çiftçilikle uğraşan bir ailenin beş acar oğluyla başlıyor: Christian, Claude, Gérard, Michel ve Yves. Bu beş kardeş, okuldan artakalan zamanlarında aile işlerine yardım ederken içlerindeki girişimci ruh yavaş yavaş, “Acaba bu işi nasıl daha ileri taşırız, nasıl daha fazla frank kazanırız?” diye fısıldamaya başlıyor. Guillemot biraderler, tüm yumurtaları aynı sepete koymamak gerektiğini içgüdüsel olarak çözmüşler o zamanlardan. Claude bir gün çıkıp “Neden CD audio medya satmayalım ki?” diyor ve macera başlıyor. Ama asıl önemli fikri başka bir alanda buluyorlar: bilgisayarlar ve tabii ki o dönemin yükselen yıldızı, video oyunları.

O yıllarda, Fransa’da bilgisayar ve yazılım almak, komşu ülke İngiltere’ye kıyasla bir hayli pahalı. Hâl böyle olunca bizim Guillemot kardeşler, durumu fark ediyorlar, kafalarında ampuller yanıyor: “Neden İngiltere’den daha ucuza bilgisayar ve oyun alıp da Fransa’da satmayalım ki?” Düşünsene, o zamanlar ne internet var ne de global e-ticaret siteleri... Bu fikir, resmen “altın madeni” bulmak gibi bir şey. Anneleri de bu parlak fikre yeşil ışık yakıyor ama bir şartla: “İşi siz yöneteceksiniz ve hisseleri aranızda eşit bölüşeceksiniz!” Aile şirketi gibi aile şirketi işte!

Nihayetinde 1984 yılında, Guillemot Informatique adında bir şirket kuruluyor ve şirketin ilk işi, posta siparişiyle bilgisayar ve video oyunları satmak. O dönemin en popüler oyunlarını, yerel tedarikçilerden %50’ye varan oranda daha ucuza sununca bir anda Fransız perakendecilerinin gözdesi oluyorlar. Siparişler yağıyor, işler büyüyor. Öyle ki 1986’ya gelindiğinde şirketleri yaklaşık 40 milyon Fransız frangı (o zamanın parasıyla kabaca 5,8 milyon dolar civarı!) ciro yapar hâle geliyor. Guillemot kardeşler, traktör lastiklerinden oyun disketlerine uzanan bu yolda ilk büyük “level atlama”larını başarıyla tamamlıyorlar. Tabii bu daha başlangıç zira beş vizyoner kardeşin aklında, yalnızca oyun satmaktan çok daha büyük planlar vardı: Kendi oyunlarını yapmak.

Yves Guillemot ile kısa bir röportaj.

Oyun Dünyası Hazırlan! “Beş Kardeş” Geliyor!

Guillemot kardeşler, posta siparişiyle başlattıkları ve onları, kısa sürede Fransa’nın en büyük oyun dağıtımcılarından biri hâline getiren ticari dehalarıyla cüzdanlarını kabartmakla kalmamış, hayallerini gerçekleştirecek sermayeyi ve oyun dünyasının dinamiklerini içeriden öğrenme fırsatını da yakalamışlardı. Artık sıra, heybelerine doldurdukları tecrübeyi ve kazancı, kendi “her yerde bulunan yazılım” vizyonlarını hayata geçirmeye gelmişti. Tarihler 28 Mart 1986’yı gösterdiğinde, oyun dünyasının geleceğini değiştirecek o önemli adım atıldı ve beş kardeş, Ubi Soft Entertainment S.A.’yı resmen kurdu. Tam bu noktada “Ubisoft nedir?” sorusuna yanıt verelim zira “Ubi Soft” ismi öylesine seçilmemişti; İngilizce “ubiquitous” kelimesinden türetilmişti, “her yerde bulunan”, “hazır ve nazır” gibi anlamlara geliyordu ve kardeşlerin daha o zamandan ne kadar global ve iddialı hedefleri olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

Peki, yeni kurulan bir oyun şirketinin ilk geliştirme stüdyosu neresi olur dersin? Belki Paris’in işlek bir caddesinde şık bir ofis ya da teknolojinin kalbinin attığı bir silikon vadisi? Yok yok, bizim Guillemot biraderler, romantik ve bir o kadar da ilginç bir seçim yaparak Fransa’nın Bretonya bölgesindeki ailelerine ait tarihî bir şatoyu stüdyo olarak kullanmaya karar verdiler. Şöminenin başında kod yazan programcılar, taş duvarlar arasında yankılanan “bug” nidaları… Anlayamazsınız… Belki de ilk Ubisoft oyunlarının kendine has atmosferi, bu sıra dışı çalışma ortamından geliyordu, kim bilir? Şirketin ilk oyunlarından biri olan Zombi, Amstrad CPC gibi dönemin popüler ev bilgisayarları hazırlandı ve mütevazı da olsa bir başarı yakaladı. Bu ilk başarılar, Ubi Soft’un kutu taşıyan bir distribütörden fazlası olduğunun, kendi ücretli ve ücretsiz bilgisayar oyunlarını üretebilecek bir güç olduğunun habercisiydi.

Bir koldan kendi oyun motorlarını ısıtırken diğer koldan da Electronic Arts, Sierra On-Line ve MicroProse gibi o zamanlar bile dev sayılan isimlerle el sıkışıp onların en baba oyunlarını Fransa’daki oyun kurtlarıyla buluşturmaya devam ediyorlardı. Benimsenen strateji hem ceplerini şenlendiriyor hem de onlara, oyun dünyasının uluslararası mutfağında neler piştiğini ilk elden koklama fırsatı veriyordu. Bu da taze “Ubi” ekibine hem düzenli bir gelir akışı sağlıyor hem de ekibin, uluslararası oyun pazarını daha yakından tanımasını mümkün kılıyordu. Kardeşler, oyun dünyasının geleceğinin multiplayer oyunlar PC ve konsollarda olduğunu erken fark etmişlerdi. Yves Guillemot’nun 1988’de CEO olarak kaptan koltuğuna oturmasıyla birlikte şirketin globalleşme ve kendi güçlü markalarını yaratma vizyonu daha da netleşecekti. Şatodan çıkan o “Beş Kardeş”, oyun dünyasına adımlarını atmıştı ve hiçbir şey, eskisi gibi olmayacaktı.

Sahi, “Ubi”soft mu “Yubi”soft mu?

Eklemsiz Bir Kahramanın Kemiksiz Başarısı: Hoş Geldin Rayman!

Guillemot kardeşlerin tarihî şatoda başlattıkları “Kendi oyunumuzu yaparız, hem de kralını yaparız!” hayali, kısa sürede meyvelerini vermeye başlamıştı. İlk oyunlar, mütevazı başarılar derken takvimler, 1995’i gösterdiğinde oyun dünyası eşine benzerine pek de rastlanmamış “eklemsiz” bir kahramanla tanışacaktı: Rayman! Henüz 23 yaşında genç bir yetenek olan ve daha 16 yaşındayken The Intruder adlı oyunun grafiklerini hazırlayarak başladığı kariyerine 17 yaşında programlama ve müzik gibi yetenekleri de katan Ancel’i, bir başka Ubisoft oyunu Beyond Good & Evil ile tanıyor olabilirsin. Evet, Rayman, Michel Ancel’in hayal gücünü yansıtan eklemsiz ve sevimli ana karakteri sayesinde platform oyunları dünyasına yeni bir soluk getirdi. Ücretsiz bilgisayar oyunlarından ziyade konsolların ve Atari salonlarının popüler olduğu dönemde Rayman; Atari Jaguar, PlayStation ve Sega Saturn gibi farklı platformlarda boy göstererek Ubisoft’un adını, ilk kez dünya çapında duyurmasını sağladı.

Peki, Rayman’i bu kadar özel kılan neydi? Eşsiz görsel tarzı, capcanlı renkleri, karikatürize karakterleri ve tabii ki kahramanımızın meşhur, bedenden bağımsız takılan elleri, ayakları ve kafası, o dönem için gerçekten de farklı ve akılda kalıcıydı. Oynanış tarafında ise Rayman, klasik platform mekaniklerini kendine has bir çılgınlıkla harmanlıyordu. Zorlu ama adil oynanışı, keşfedilmeyi bekleyen gizli bölgeleri ve unutulmaz müzikleriyle Rayman, kısa sürede hem eleştirmenlerin hem de oyuncuların gönlünde taht kurdu. Öyle ki İngiltere’de PlayStation’ın en çok satan oyunlarından biri olmayı başardı. Bu “kemiksiz” başarı, markanın dünya çapında ses getirebilecek, özgün Ubisoft oyunları yaratabileceğini kanıtlamıştı. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Rayman, Ubisoft’un dünya çapında bir isim hâline gelme yolundaki en önemli “power-up”larından biri oldu ve bu başarı, şirketin daha da büyümesine, dünyanın dört bir yanında yeni stüdyolar açmasına vesile olacaktı. Montreal’den Şangay’a, Annecy’den Milano’ya, Ubisoft’un “her yerde bulunan yazılım” hayali, eli kolu rahat durmayan Rayman’le gerçeğe dönüşmeye başlıyordu.

Ubisoft oyun stüdyolarında çalışmak, her geliştiricinin hayali.

Ajanlar, Prensler ve Tarihin Tozlu Sayfalarından Fırlayan Suikastçılar!

Rayman’in ismiyle müsemma “kemiksiz” başarısıyla global oyun pazarında kendine sağlam bir yer edinen Ubisoft, yeni binyıla girerken vites yükseltmeye ve oyun dünyasına damga vuracak yeni efsaneler yaratmaya kararlıydı. Bunu yaparken de hiç de fena sayılmayacak işlere imza attılar doğrusu. İlk büyük hamleleri, 2000 yılında Amerikalı geliştirici Red Storm Entertainment’ı ve dolayısıyla Tom Clancy markasının oyun haklarını bünyelerine katmak oldu. Bu, özellikle Amerika pazarında Ubisoft’un elini inanılmaz güçlendiren stratejik bir adımdı. Çok geçmeden, 2002’de, meşhur üçlü yeşil gece görüş gözlüğüyle hayatımıza giren Sam Fisher ve Tom Clancy’s Splinter Cell sahneye çıktı. Gizlilik türünü yeniden tanımlayan yapım, ışık ve gölge mekanikleriyle gerçekçi animasyonlarıyla ve tabii ki Sam Fisher’ın karizmatik sesiyle (Michael Ironside’a selam olsun!) bir anda oyun dünyasının gündemine oturdu. Ubisoft’un aksiyon oyunları PC arenasındaki gücünü perçinleyen Splinter Cell, yalnızca bir başlangıçtı. Ardından gelen Tom Clancy’s Rainbow Six ve Ghost Recon serileri de taktiksel derinlikleri ve gerçekçi savaş atmosferleriyle bilhassa multiplayer oyunlar PC tutkunları için vazgeçilmezler arasına girdi.

Ubisoft’un bir diğer büyük başarısı, küllerinden yeniden doğan bir efsaneyle geldi. 2003 yılında oyuncularla buluşan Prince of Persia: The Sands of Time, orijinal Prince of Persia’nın ruhunu koruyarak üzerine muhteşem bir hikâye, akıllara zarar akrobatik hareketler ve en önemlisi de “zamanı geri alma” gibi devrimsel bir mekanikle gelmişti. Ubisoft Montreal’in elinden çıkan ve oyun dünyasına unutulmaz bir başyapıt olduğu herkesçe kabul edilen yapımda Prens’in çevik hareketleri, Farah ile tatlı atışmaları ve masalsı atmosfer, pek çok oyuncunun kalbinde özel bir yer edindi. Yapım, Ubisoft’un sadece yeni fikrî mülkler yaratmakla kalmayıp klasikleri de ne kadar ustaca modernize edebileceğinin en güzel kanıtlarından biriydi.

2007’ye geldiğimizdeyse oyun dünyası, yepyeni bir fenomene tanıklık edecekti: Assassin’s Creed! Aslında bir Prince of Persia yan projesi olarak filizlenen bu fikir, kendi devasa evrenini yaratarak Ubisoft’un en başarılı ve en çok tanınan markası hâline geldi. Tarihin farklı dönemlerinde, Haşhaşiler ve Tapınakçılar arasındaki bitmek bilmeyen mücadeleyi konu alan seri, oyunculara, Kudüs’ün kalabalık sokaklarından Rönesans İtalya’sının görkemli çatılarına, sokaklarında Zeynep isimli bir hanıma mütemadiyen seslenilen Yavuz Sultan Selim dönemi İstanbul’undan Karayip Korsanları’nın azgın sularına kadar uzanan inanılmaz bir zaman yolculuğu sundu. Altaïr İbn-La’Ahad, Ezio Auditore da Firenze gibi unutulmaz suikastçılar, ikonik “gizli bıçakları” ve “inanç atlayışları” ile oyun kültürünün bir parçasına dönüştü. En iyi hikâyeli oyunlar PC dendiğinde akla ilk gelen serilerden biri olmayı başaran Assassin’s Creed, Ubisoft’un açık dünya oyunları PC formülünün de temellerini atacaktı.

AC serisinin en sevilen tanıtım videosuna göz atmak isteyebilirsin.

Ubisoft’un Bitmeyen Oyun Evreni ve GeForce NOW Keyfi!

Assassin’s Creed ile tarihî açık dünyaların kapılarını aralayan Ubisoft, bu formüldeki başarısını ve yaratıcılığını daha pek çok farklı evrene taşımayı bildi. Suikastçılarla sınırlı kalmayan Ubisoft; çılgın diktatörlerle, teknolojiyle donanmış hacker’larla ve hatta ritme kendini kaptıran dansçılarla da oyun dünyasına damgasını vurdu. Dilersen gel, Ubisoft’un geniş ve renkli oyun yelpazesindeki diğer bazı parlak yıldızlara hızlıca bir göz atalım. Tabii daha kapsamlı bir yazıyla Ubisoft oyunlarından bahsettiğimizi anımsatalım:

  • Far Cry Serisi: Tropik adalardan Himalayalar’ın zirvelerine, Taş Devri’nden kurgusal Karayip adalarına kadar uzanan seri, genellikle karizmatik ama bir o kadar da “kaçık” kötü adamları, özgürlük sunan devasa haritaları ve kaotik oynanışıyla meşhur. Her bir Far Cry oyununun, kendi başına bir macera filmi gibi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
  • Tom Clancy’s Rainbow Six & Ghost Recon Serileri: Eğer “Önce plan, sonra operasyon,” diyorsan, bu seriler tam senlik. Taktiksel derinlik, ekip çalışması ve gerçekçi çatışma mekanikleriyle Rainbow Six Siege gibi yapımlar, online savaş oyunları PC türünün vazgeçilmezlerinden oldu.
  • Watch Dogs Serisi: Modern şehirlerin dijital ağlarında bir hacker olarak dolaşmak, teknolojiyi kendi lehine kullanmak ve büyük şirketlerin kirli sırlarını ortaya çıkarmak... Watch Dogs, sana tam da bu “Teknolojik Robin Hood” fantezisini vadediyor.
  • The Division Serisi: Kıyamet sonrası dünyada, hayatta kalma mücadelesi veren bir ajan olmak ister misin? The Division hem etkileyici bir hikâye hem de bağımlılık yaratan bir loot sistemi sunan multiplayer oyunlar PC türünün başarılı örneklerinden.

Peki, tüm bu devasa Ubisoft oyunlarını deneyimlemek için illaki bir oyun bilgisayarına mı ihtiyacın var? Kesinlikle hayır! GeForce NOW Powered by GAME+ devreye giriyor. Türk oyuncusunun favori cloud gaming hizmeti sayesinde Far Cry’ın vahşi doğasında kaybolabilir, Rainbow Six’te taktiksel operasyonlar yönetebilir, tüm bu maceraları en yüksek grafik ayarlarında, akıcı bir şekilde, sistem gereksinimi derdi olmadan oynayabilirsin.

Favori Ubisoft oyunların, işte burada hazırlanıyor!

Bitti mi, tabii ki bitmedi! GAME+ üzerinden kolayca erişebileceğin Ubisoft+ abonelikleri için Ubisoft paketleri ile işler daha da keyifli bir hâl alıyor. Anımsatmamız gerekirse Ubisoft+ Premium ile en yeni çıkanlar da dâhil olmak üzere 100’den fazla Ubisoft oyununa, genişletme paketlerine ve premium içeriklere ekstra bir ücret ödemeden erişebilirsin. Eğer “klasik”çiysen Ubisoft+ Classics paketi de sana Ubisoft’un efsanevi serilerden oluşan harika bir seçki sunuyor. GeForce NOW Powered by GAME+ ve Ubisoft+ iş birliği sayesinde Ubisoft’un zengin oyun evrenine dâhil olmak hiç bu kadar kolay ve erişilebilir olmamıştı.

Bir sonraki oyun stüdyoları dosyamızda görüşmek üzere. O zamana kadar, haritandaki tüm soru işaretlerini temizlemeyi ve kulelere tırmanmayı unutma!